15 Ekim 2014 Çarşamba

İnsanlardan Sonra Yaşam: Yok Olsaydık Ne Olurdu?

Bu yazımızda, kendi benliğinin sarhoşluğuna kapılmış insanların yok olması halinde ekolojinin nasıl rahatlayacağını ve doğada neler değişeceğini göstermeye çalışacağız. Temel olarak izleyeceğimiz yöntem, History Channel'ın unutulmaz belgeseli "İnsanlardan Sonra Yaşam"ın içeriğindeki bilgileri takip etmek olacak. Yani insanların tümü, bir anda ortadan kaybolacak olsa, Dünya'da ne gibi bir değişimler zinciri olacağını sorgulayacağız. Ancak bu bilgileri, kültürümüze daha uyumlu olması açısından Türkiye'ye uyarlayacağız.

Bu yazıda göreceğiniz gibi, 100 milyon yıla sığacak o kadar fazla şey vardır ki (biz burada olabileceklerin milyarda birini bile anlatamadık), her şeyi anlatmaya kalksak yüzlerce, binlerce sayfa yazı yazmamız gerekir. Öte yandan 100 milyon yıl, Dünya üzerindeki tüm evrimsel sürecin sadece 40'ta 1'idir (evrim, gezegenimiz üzerinde yaklaşık 4 milyar yıldır sürmektedir). Gördüğünüz gibi yazıda sadece bir iki türden bahsedebildik; ancak Dünya'da milyonlarca tür yaşamaktadır ve bunlar arasında karmaşık milyarlarca ilişki mevcuttur. Tüm bu karmaşık ekosistem düşünüldüğünde, bunca uzun zaman skalasına yerleştirilen evrimin ne kadar gerçekçi bir var oluş tablosu çizdiği açıktır.

Bildiğiniz gibi insan, doğadan ayrılmasıyla birlikte kendine şehirler inşa etmiş, teknolojiyi ve bilimi ileriye taşımış ve nice yeniliklere imza atmıştır. Ancak bu harika başarılarını iyiliğe kullanmak yerine kendi hikayelerine armağan etmiş, kendi düzenine yenik düşmüş ve sonunda doğaya, kendi evine ve kökenlerine sırt çevirecek kadar hayalperest olmuştur. Bakalım insanlar bir şekilde tamamen ortadan kalkarsa, Dünya'da ne gibi değişiklikler olacaktır...

Önemli Uyarı: Aşağıda okuyacağınız gelişmeler, tamamen bilgisayar modellemelerine dayalı tahminlerden oluşmaktadır. Onaylanmış bir geçerliliği bulunmamakla birlikte, istatistiki olasılıklar temelinde değerlendirilmektedir. Yani aşağıda okuyacağınız senaryo, gerçeğe en yakın senaryolardan biri olmakla birlikte, kesinliği bulunmamaktadır. Bu, bilimin neredeyse her dalı için geçerlidir.

İnsanlardan Sonra Yaşam:
1 Saat Sonra: Kocaeli Körfez'de bulunan petrol rafinerilerindeki yakıt distilasyonu tankları, başındaki operatörün bulunmamasından dolayı havaya yanıcı gazlar salmaya başlar. Küçük bir kıvılcım bu gaz bulutunu ateşler ve tüm rafineri patlar. Yakıt tankları alev alır ve yangın günlerce sürer.

1 Gün Sonra: Dünya'nın dört bir yanındaki santraller, onları kumanda eden insanların olmamasından ötürü kapanmaya başlar. Dünya'nın en kalabalık caddelerinden biri olan İstanbul İstiklal Caddesi halen ışıl ışıldır, ancak ölüm sessizliğine bürünmüştür. Müzeler elektrik alamayacağı için Mısır mumyaları yavaş yavaş bozulmaya başlar. Zonguldak'taki madenlerde biriken gaz, kontrol edilmediği için patlar ve madenler yanmaya başlar.
İstiklal Caddesi...

2 Gün Sonra: İzmir'de bulunan Efes Bira Fabrikası, fermentasyon sonucu oluşan aşırı basıncın kontrol altına alınmamasından dolayı patlar. Pompaların çalışmamasından ötürü Ankara Yer Altı metrosu 26 saat içerisinde su altında kalır. İstiklal Caddesi artık tamamen karanlıktır.

3 Gün Sonra: Meydana gelecek ilk fırtınada insan müdahalesi olmayacağı için, yağışlar zincirleme bir şekilde farklı olayları tetikler ve Karadeniz kentleri su altında kalmaya başlar. Havalandırma artık çalışmadığı için Ankara Kentpark Alışveriş Merkezi'nde bulunan Jale Kuşhan Balmumu Heykel Müzesi'ndeki heykeller erimeye başlar. Havayı ve oksijeni filtreleyen makineler artık çalışmayacağı için İstanbul Bayrampaşa sekiz bin metrekarelik Turkuazoo Akvaryumu'ndaki balıklar artan bakteri sayısından ötürü ölmeye başlar. 1760 kilometrelik Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, petrolün alacaklılara iletilememesinden dolayı tıkanır ve yüksek basınç altında sızıntı yapmaya başlar.

4 Gün Sonra: İzmir'in Konak ilçesindeki meşhur saat kulesinin saati artık hareket etmez. Mersin'deki Kız Kalesi, karanlık tarafından yutulur ve geceleri gözükmez.

1 Hafta Sonra: Etrafında onu döndürecek kimse kalmadığı için Londra'da bulunan Big Ben Saat Kulesi çalışmayı durdurur. Temizleyen insanların olmamasından dolayı sümbüller, Adana, Mersin, Hatay ve çevresi de dahil bütün Doğu Akdeniz akarsularına yayılmaya başlar ve su akışına engel oldukları için bitki yaşamını tehlikeye sokarlar. Ankara'nın Kızılay Meydanı'nda başıboş kedi ve köpekler ezilme tehlikesi yaşamadan rahatça gezmeye başlarlar.


Big Ben...

10 Gün Sonra: Türkiye'nin dört bir yanındaki barınaklardan hayvanlar kaçmaya başlar. Doğanın dengesi kendisini yenilemeye başlar ve yaşam mücadelesinden ötürü türler birbiriyle boşalan alanları kapmak için savaşmaya başlarlar. İnsanların müdahalesi olmadığı için Edirne'de bulunan Gala Gölü Milli Parkı'nda böcekler hızla yayılmaya başlarlar. 

2 Hafta Sonra: Dünya'nın dört bir yanındaki ev hayvanları açlıkla mücadele etmeye çalışmaktadırlar, çünkü evlerde hapsolmuşlardır ve sadece bir kısmı kaçabilmektedir. Kaçamayanlar artık ölmeye başlamaktadırlar. Japonya'dan Kaliforniya'ya 3.5 milyon tonluk çöpler kontrolsüz olarak akmaya başlar. Ağrı Dağı ve civarında yaşayan kurtlar, açlıktan ve evlerden yayılan kokulardan dolayı şehirlere inmeye başlarlar. 

 3 Hafta Sonra: Şehirleri besleyen su boruları tıkanarak patlarlar ve şehirlerin su kaynakları kesilir.

1 Ay Sonra: Amerika'daki kliniklerde saklanan 400.000 insan embriyosu bozulmaya başlar. Antalya ve Marmaris'i süsleyen palmiye ağaçları sulanmadıkları ve su akıntıları tıkandığı için kuruyup ölmeye başlar. Vahşi otlarsa şehirlerde yavaş yavaş çoğalmaya başlar. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde ise su sızıntıları sellere sebep olur ve şehirler sular altında kalmaya başlar.

2 Ay Sonra: Tavuk, domuz, inek yetiştirme çiftliklerindeki hayvanlar açlıktan saldırganlaşırlar ve çiftlikleri terk etmeye başlarlar. Başıboş olarak çiftleşen domuzlar, saldırgan türlere doğru serbestçe evrimleşirler (çünkü insanlar sadece sakin huyluları çiftleştirmektedir). Sonsuza kadar yanması planlanan John F. Kennedy Sonsuzluk Ateşi, güçlü bir yağmur ve ateşi besleyecek elektrik kalmadığı için sonsuza dek söner.

3 Ay Sonra: Roma'da, Michelangelo'nun şaheseri Sistine Şapeli'ndeki elektronik bakım sistemleri devre dışı kaldığından, eserler hasar görmeye başlar. Aşılanmaları ve kontrolleri yapılmadığı için evden kaçan ev hayvanları kuduza yakalanmaya başlarlar.

4 Ay Sonra: Dünya'nın acil bir durum için sakladığı Norveç'teki Svalbard Küresel Tohum Kasası içerisindeki tohumlar, bakımlarının yapılmaması ve sıcaklığın takip edilememesinden ötürü bozulmaya başlar.

6 Ay Sonra: Terk edilmiş havuzlardan dolayı sivrisinek sayısında inanılmaz hızlı bir artış başlar ve Batı Nil Virüs'ü yayılmaya başlar. Akdeniz Bölgesi'nde üzerinde baraj işletilen göllerin ve nehirlerin tamamı kurumaya başlar ve orada bulunan canlıların tümü ölmeye başlar.

9 Ay Sonra: Halen sergilenmekte olan Türkiye'nin ilk savaş gemisi olan TCG Gayret Muhribi ve ilk denizaltısı olan TCG Hızırreis Denizaltısı artık bakımları yapılmadığı için su dolmaya başlarlar. 1 yıl içerisinde ise tamamen su altına gömüleceklerdir.


Hızırreis Denizaltısı...

1 Yıl Sonra: Türkiye'nin en büyük stadyumu olan 76.092 kapasiteli Atatürk Olimpiyat Stadı'nın çimleri ve çimleri arasına rüzgarla taşınan sarmaşık tohumları kontrolsüz olarak büyümeye başlar. Altın renkli Atatürk heykellerinin kaplamaları dökülmeye ve altındaki bronz tabaka gözükmeye başlar. TEM otoyolu üzerinde bitkiler büyümeye ve otoyol üzerinde çatlaklar açılmasına sebep olmaya başlar. Dubai'de bulunan dev kule Burj Al Arab yüksek nemden ötürü mantar ve bakteri yuvası haline gelir. Hayvanat bahçelerinden kaçan yılanlar sayıca hızla artarak şehirlere yayılırlar. 

2 Yıl Sonra: Uludağ'a çıkılmasını sağlayan teleferikleri taşıyan kablolar çürür ve kopmaya başlar. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün kabloları da aşınmaya başlar.

 3 Yıl Sonra: Uluslararası Uzay İstasyonu kontrolden çıkar ve Dünya'ya çarpar. Rüzgar enerjisi ile çalışan  fenerler, lambalarının patlaması sonucu karanlığa gömülür. Kontrolden çıkan atlar geniş İç Anadolu ovalarında yayılmaya başlarlar. Bugün, bizler tarafından yarışlarda kullanılan ve polis atı olarak yetiştirilen atlar, şehirlerin meydanlarında özgürce koşmaya başlarlar.

4 Yıl Sonra: Bazı şehirler tamamen sular altına gömülerek haritadan silinirler. Evlerin bakımları yapılmadığı için çürümeye başlarlar ve bazı büyük binaların kaplamaları dökülmeye başlar. Artık pek çok bina, Orlando'yu neredeyse haritadan silecek olan Katrina Kasırgası'nın arkasında bıraktıklarına benzemektedir.

5 Yıl Sonra: Efes, Milet, Olimpos gibi antik kentlerimiz tamamen otlarla kaplanır. Olimpiyat Stadı'nın duvarları artık tamamen sarmaşıklarla kaplıdır. Hayvanat Bahçeleri'nden kaçan şempanzeler, kuşları takip ederek şehirlere gelirler ve örneğin İstanbul'daki İş Bankası kulelerine yumurtalarını bırakan kuşların yumurtalarını yemeye başlarlar. Belki içlerinden daha zeki bir şempanze, tüm yumurtaları yemenin akıllıca bir fikir olmadığını ve bazılarının yaşamasına izin vermeleri gerektiğini fark eder. Kıbrıs'ta bulunan tüm kumarhaneler, hayvanların sığınabilecekleri evler haline gelir.

Terk edilmiş bir stadyumun görüntüsü...

10 Yıl Sonra: Türkiye'nin en uzun 5. gökdeleni olan Sabancı Kulesi artık dağılmaya başlar. Karadeniz ve Akdeniz'deki ormanlarda kontrolsüz yangınlar çıkmaya ve yayılmaya başlar. Şişli'de bulunan Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nun çelik kaplamaları bitkilerin büyümesiyle aşınmaya başlar. Kaliforniya'nın meşhur Hollywood simgesi artık dağılmaya başlamıştır. Anıtkabir'in kırılan duvarları ve camları, mezara ve anıtlara güneş ışığının ulaşmasına sebep olur. 

15 Yıl Sonra: Ankara'da bulunan Harikalar Diyarı'ndaki son dev heykeller de yıkılır. Orduya ait savaş gemileri karaya oturur veya batar. Bir kısmı ise halatlardan kurtularak başıboş bir şekilde denize açılır.

20 Yıl Sonra: Akdeniz kentleri bataklığa dönmeye başlar. Pek çok bina yarasalara, bakterilere ve mantarlara ev sahipliği yapmaya başlar. Orduya ait tüm tanklar, uçaklar ve metal mühimmat bozulmaya ve dağılmaya başlar. Pasifik Okyanusu dibindeki bir Rus nükleer denizaltısı, yüksek basınçtan dolayı çatlayan duvarlarından sızan suyun savaş başlıklarına temasıyla birlikte nükleer reaksiyona başlar. Ayasofya, bitkilerden dolayı yeşil bir binaya dönüşür. Zonguldak'taki madenlerdeki yangınlar halen sürmektedir.

30 Yıl Sonra: Dünya üzerindeki besi ineklerinin tamamı bu zamana kadar ölür. Çiftleşebileceğinin farkına varan (çünkü aksi yönde şartlandırılmaktadırlar) inekler çiftleşmeye başlarlar ve evrimsel süreçten ötürü vahşileşmeye başlarlar. Katrina Kasırgası'nı atlatan New Orleans, artık bakımsızlıktan yok olmaktadır.

35 Yıl Sonra: Bakımsızlıktan ötürü Bodrum ve Çeşme'nin güzel sahilleri suyla dolmaya başlar. Sultanahmet Camii, çökmeye başlar. 


Bodrum'un yaklaşık olarak neye benzeyeceği...

45 Yıl Sonra: Ege Denizi'ndeki adalar tamamen yeşil bir hale dönüşür ve bitkiler ile vahşi hayvanların egemenliğine yenik düşer.

50 Yıl Sonra: İstanbul, Ankara ve İzmir'deki binaların çoğu artık tanınamaz haldedir. Olimpiyat Stadı tamamen yeşillikler içerisinde kaybolmuştur. Meydana gelebilecek muhtemel depremlerden ötürü uzun binaların tamamı çöker. Hollywood simgesi artık yerinde değildir. Norveç'te saklanan tohumlar artık tamamen ölürler. Burj Al Arab artık tamamen yıkılır. 

60 Yıl Sonra: Da Vinci'nin meşhur "Son Akşam Yemeği" tablosu tanınmaz hale gelir.

75 Yıl Sonra: Kuala Lumpur'da bulunan meşhur Petronas Kuleleri arasında bulunan köprü çöker ve yüz kat aşağı düşer. Dünya'nın dört bir yanındaki köprülerle birlikte Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Boğaziçi Köprüsü yıkılmaya başlar. Artık eski çoban köpekleri, vahşi ortamlarına tamamen adapte olacak şekilde geri evrimleşirler. 

100 Yıl Sonra: Big Ben Kulesi, İstanbul Boğazı üzerindeki köprüler, Golden Gate Köprüsü, Brooklyn Köprüsü ve niceleri tamamen çöker. Paris'teki Louvre Müzesi'nde bulunan Mona Lisa tablosu kağıt yiyen böcekler tarafından tamamen yenir. Kabe, kum fırtınaların altında kalır ve yok olur.

110 Yıl Sonra: Okyanus sularının taşıdığı petrol, su altı ekosistemini kökten değiştirir.

125 Yıl Sonra: Moskova'daki St. Basil's Katedrali tamamen çöker.

150 Yıl Sonra: Batı Amerika tamamen fillerle kaplanır. Ayakta kalan yüksek binalar yeni ekosistemlere ev sahipliği yapar. Eski ev kedileri artık vahşi avcılardır. Los Angeles'ta bulunan ve Roma'daki Kolezyum'un benzeri olan yapı çöker, ancak orjinal Kolezyum daha asırlarca ayakta kalacaktır.

200 Yıl Sonra: Evleri sömüren şempanzelerin şehirlerdeki sayısı gittikçe artar. Belki de son 200 yılda öğrendikleriyle, yeni bir medeniyetin ilk adımlarını atabileceklerdir. Büyük Kanyon'un üzerinde yürümenizi sağlayan yapılar tamamen çöker. Bizonların sayısı gittikçe artar ve vahşileşirler. Eyfel Kulesi sonunda yerle bir olur.


Eiffel Kulesi'nin yaklaşık sonu...

300 Yıl Sonra: New York'taki Özgürlük Anıtı parçalara ayrılır ve Atlas Okyanusu'na karışır. Ev hayvanları arasındaki kuduz salgını sonunda doğal normallere ulaşır. Artık Türkiye'nin hemen her şehri yemyeşildir. 

500 Yıl Sonra: Sistine Şapeli'nin tavanı sonunda çöker ve bütün bina bu sebeple yıkılır. Petronas Kuleleri de yerle bir olur. Anıtkabir, Atatürk'ün bedeni ile birlikte, artık yoktur.

1.000 Yıl Sonra: İnsanlığa dair neredeyse tüm izler bitkiler ve kumlar altında kalmıştır. Şehirlerin tamamına yakını yok olmuştur. New York Şehri artık değil uzaydan, içerisinden bile görülemeyecek hale gelir. Oldukça güçlü bir depremin etkisiyle Taj Mahal de yıkılır. Washington D.C. sular altında kalsa da, dalgalar arasından hala dikilitaşın ucu gözükebilir. Şu anda Ay'da bulunan Apollo 15 ve Apollo 17'nin kalıntıları tamamen çürür. Anadolu Çoban Köpekleri, vahşi kuzenleri ile çiftleşmeye başlayarak vahşi avcılara dönüşürler ve artık "koyunları güdecek bir çoban" kalmaz.

2.000 Yıl Sonra: Yerçekimi sayesinde dik duran Notre Dame Katedrali (Paris), halen ayakta ve tanınır haldedir. Bal, insanlardan biri hayatta kalsaydı geriye kalan yenilebilecek tek besin olacaktı. Niagara Şelaleleri'nin Amerikan tarafı yok olur.

 İnsanlık medeniyetine dair tüm izler artık silinmiştir. İç Anadolu'daki özgür at türleri kıyılara kadar yayılır ve sahillerde koşmaya başlarlar. Ancak yiyecek kıtlığından dolayı atalarından çok daha küçük türlere evrimleşirler. New York Şehri'nde bulunan Federal Rezerve Bankası, içerisinde halen 200 milyar dolarlık altın külçeleri bulunsa da, yerin dibindedir ve paralar artık işe yaramazdır. 

20.000 Yıl Sonra: Norveç'teki tohumların sonuncusu da ölür. 

1.000.000 Yıl Sonra: Güney Doğu Anadolu Bölgesi ve daha güneydeki ülkelerde kurtulan develerden, yeni türler evrimleşmiştir ve Dünya'nın dört bir yanına yayılmaya başlarlar.

10.000.000 Yıl Sonra: San Fransisco, İstanbul, Paris, Moskova, Tokyo, Roma ve diğer tüm büyük şehirler artık tamamen yok olmuşlardır, varlıklarına dair tek bir iz bile yeryüzünde, kazı yapılmadıkça görülemez. New Orleans'ın kalıntıları yerin 3 kilometre kadar altına batmıştır bile. Basınç ve sıcaklıktan dolayı, bu kadar yerin altında, şehirde kalan yumuşak dokular petrolün ham maddesine dönüşmeye başlarlar.

100.000.000 Yıl Sonra: İnsanlıktan geriye kalan tek şey, fosilleşmiş kemiklerimizdir.


Hepimizin nihai sonu...



---
Gerçekten harika bir belgeselin, kısacık bir özetini sunmaya çalıştık. Buradaki makalemizde, sizlere insanların Evrim'i anlamaktaki sıkıntılarından başlıcası olan "Zamansal Yanılgı"dan bahsetmiştik.

Bugüne kadar birçok okurumuz şunu sorgulamıştır: "İnsan bu kadar muhteşem bir canlıyken, nasıl oluyor da bu kadar düşük seviyeli diğer hayvanlardan evrimleşmiş veya onlardan biri olarak görülebiliyor?" Bu tip bir sorgulama aslında faydalı olsa da, ne yazık ki aslında oldukça kötü bir soru. Evet, insan bu kadar ileri düzeyde düşünebiliyor olması bakımından son derece "orijinal" bir tür; ancak ne düşünebilen tek hayvan türü, ne bunu yapabilen ilk hayvan türü, ne de bunu yapabilen son hayvan türü olacak. Dahası, insan zeka bakımından diğer türlerden üstün olsa da, geriye kalan neredeyse tüm özellikleri bakımından hayvanlardan (hatta çoğu zaman tek hücreli bakterilerden de) geride olan bir türdür. Zekamızla bunun üstesinden gelebiliriz, evet. Ancak zekamız haricinde, evrimsel süreçlerle kazanılan fiziksel doğamız bunun için elverişli değildir. Çünkü doğa, planlayarak iş yapmaz. Aslen, eğer ki insanın "uçmasının" bir şekilde bize faydalı olduğuna hemfikirsek (bunca uçağı boşuna yapmıyoruz), bunu fiziksel olarak yapabilecek şekilde evrimleşmemizi beklerdik. Ancak insanın atalarında uçuşu mümkün kılacak özellikleri ortaya çıkaracak varyasyonlar bulunmadığı gibi, uçması konusunda herhangi bir seçilim baskısı da bulunmamıştır. Bu bakımından, yine uçamayan hayvanlar olan dinozorlardan evrimleşen kuşlardan çok ama çok geriyizdir (hatta son model teknolojimiz de geridir). Bir tarafta on milyonlarca yıllık evrimsel adaptasyon süreci, diğer taraftaysa birkaç asırlık modern bilim vardır. Benzer şekilde kas gücü, fizyolojik becerilerimiz (görme, işitme, tat alma gibi), anatomik becerilerimiz (tırmanma, zıplama gibi), sitolojik özelliklerimiz ve daha nicesi, diğer hayvanların büyük bir çoğunluğundan geridedir. 

Dahası insan, diğer türler için de herhangi bir önem ya da gereklilik ihtiva etmez. İnsanların tümü şu anda yok olacak olsa, canlıların %99'u bunun farkına bile varmayacaktır, neredeyse hiçbir canlı bundan olumsuz etkilenmeyecektir, hatta neredeyse tüm canlılar bundan fayda görecektir. Ancak örneğin, o sevmediğimiz ve küçümsediğimiz bakteriler şu anda ortadan kalkacak olsa, sadece 1 hafta içerisinde var olan tüm türlerin %99'u yok olacaktır. Şimdi... Hangimiz "daha kıymetli"? Uçak yapabildiğimiz ve diğer hayvanları taklit becerimiz daha yüksek olduğu için biz insanlar mı, yoksa o umursamadığımız bakteriler mi?


İnsanın sindirim kanalında yaşamlarını sürdüren bakteriler...

Bu konuda söylenmesi gereken önemli bir şey, bakterilerin taksonomik olarak bir "alan", insanların ise spesifik bir "tür" olmasıdır. Alanlar, içerisinde inanılmaz fazla sayıda türü barındırır. Dolayısıyla kıyaslamanın doğru olmayabileceği iddia edilebilir. Bu, kısmen yerinde bir itirazdır. Ancak bazı gerçekler, bu itirazı geçersiz kılmaktadır: birçok spesifik bakteri türünü ele alıp kıyaslamak da aynı sonucu verecektir; sadece diğer türlerin yüzdesi üzerinde ve yok oluşlarının süresi üzerinde bir etkisi olurdu. Örneğin çok uzun süredir Dünya üzerinde bulunan ve var olmuş neredeyse tüm türlerle öyle ya da böyle karşılıklı bir evrimsel sürece girmiş bazı tekil bakteriler yok olacak olsa, belki türlerin %99'u değil de %96'sı, 1 haftada değil de 10 haftada yok olurdu. Ancak yine de yok olurdu, çünkü bakteriler neredeyse her çok hücreli makroskobik canlı için vazgeçilmezdir. İkincisi, prokaryotların taksonomik grupları ile ökaryotların taksonomik grupları birbirinden birazcık farklıdır. Prokaryotlar, ökaryotlardan çok daha hızlı türleşir ve çeşitlendirler, çok sayıda alt türleri vardır. Çünkü üreme döngüleri çok daha hızlıdır. Bu sebeple bakterilerde spesifik türlerin etkisinden bahsetmek biraz daha zordur. Son olarak bakterilerin mikroskobik olmasından ötürü etkisinin makroskobik bir hayvan olan insanla kıyaslanmasının doğru olmadığını düşünmek de pek isabetli değildir. Çünkü makroskobik canlılar arasındaki bir önem kıyasında bile insan son derece kıymetsizdir. Ekolojide "anahtar türler" ya da "kilit türler" olarak bilinen türler vardır. Bunların yok oluşu, zincirleme olarak besin zincirini alt üst eder. Bu şekilde yüzlerce canlı türü tanımlanmışken (neredeyse hepsi makroskobik hayvanlardır), insan bunlardan birisi değildir. İnsanın varlığının doğrudan fayda sağladığı tek canlı grubu, insanlar tarafından Yapay Seçilim ile evrimleştirilmiş hayvanlardır (yazıda da gösterdiğimiz gibi, sadece onlar sıkıntı çekerler). Dolayısıyla boyutlar da, insanın ekolojik açıdan önemsizliğini çürütmek için yeterli değildir. Bu, spesifik olarak doğadan kopan insanın bir sorunudur, evet. Ancak sadece insanın sorunu değildir aslında. Hayvanlar, besin zincirinin en üst 2 basamağını işgal ederler ve evrimsel süreçte en geç ortaya çıkmış canlı gruplarından birisidir. Bu süreçte ne kadar yeni bir türseniz, ekolojik olarak o kadar kıymetsizsiniz demektir. Hele ki doğadan kopmuş bir canlı olarak insan ele alındığında, bu değersizlik göze çarpar hale gelmektedir. Eko, egodan üstündür.

Evet, insanın zekasını küçümsemek aptallık olurdu, amacımız bu değil. Şu anda size bu yazıyı ulaştırabiliyorsak, bu evrimsel süreç sonucu oluşan zekamızın gücünün bir eseridir. Buna asla saygısızlık etmeye cüret etmeyiz. Ancak sırf buna dayanarak diğer hayvanların küçümsenmesi, önemsiz görülmesi, insanın tek "yüce" hayvan olduğunun düşünülmesi, hatta bir adım öteye giderek diğer canlıların insana "hizmet için" var olduğunu düşünmek, bizim açımızdan kabul edilemezdir. Ekolojiden ayrılamaz bir bilim dalı olan evrimsel biyoloji için, böylesi bir ego patlaması kabul edilebilir değildir.

Sizce de kibrimizi bir kenara bırakmanın vakti gelmedi mi?

Bu yazı evrimagaci.org 'dan alıntıdır.

6 Mart 2013 Çarşamba

Hayatta Kalma Kiti


Eğer birgün zombi salgını başlar ve istila gerçekleşirse ne yaparsınız? Kimsenin bir planı yoktur elbet ama her canlı gibi hayatta kalmaya çalışırsınız. Ancak bu kez iş standart hayatta kalma prosedürlerinden biraz farklı halde.

Doğanın zorlu koşulları ek olarak ufak bir fark daha var. O da her an sizi ısırıp yemek, parçalara ayırmak isteyen bir zombi ordusu. İşte bu şartlara karşı sizi hayatta tutacak malzemeler de farklılaşıyor.
Bu fantastik liste en popüler zombi filmlerindeki sahneler temel alınarak oluşturulmuş.


Zombiler Birgün Gerçek Olabilir mi?


Bir korku hikayesi olarak yaratılan zombi fikri yoksa gerçek mi oluyor. Bilim çevreleri olasılıkları tartışıyor ve hiç de yabana atılacak gibi değil teoriler. Bir zombi istilasından söz edilirken üniversite hocaları muhtemel zombi beynini araştırıyor, matematikçiler yeni modellemeler oluşturuyor.
Belki de yakın bir gelecekte bir salgın başgösterir ve herşey tahmin edilenden daha kötüye gidebilir. Bu bir filmden alınmış hikaye değil bilakis dünyanın karşılaşabileceği felaketlerin olasılıklarını araştıran Atlanta’daki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC)’nin bir senaryosu. Bu tip bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda Bristol’de bir eylem planı bile hazırlanmış. Bu da bilimin mevzuya bakış açısının ne kadar gerçekçi olduğunun bir kanıtı.


Yakın zamanda CDC’nin internet blogunda direktör Ali S. Khan imzasıyla yayınlanan yazı, CDC’nin kuş gribi ve kasırgalar kadar ciddi(!) bir başka gündemi olduğunu ortaya çıkardı. Khan, “Her türlü acil duruma, hatta zombi istilasına karşı bile hazırlıklı olabiliriz. Evet, doğru okudunuz; ‘zombi istilası’. Şu an gülüyor olabilirsiniz ama bu, bir gün gerçekleşirse, ‘İyi ki o yazıyı okumuşum’ diyeceksiniz. Hem bakarsınız, gerçek bir acil durumla karşı karşıya kaldığınızda ne yapmanız gerektiğine dair bir – iki şey de öğrenirsiniz” diyordu.
Peki ya zombiler gerçek olursa? Gerçekten bu olabilir mi? Olasılıklar hakkındaki araştırmanın detayları Zombiler bilimi ele geçirdi! YAZISINDA!

Zombi Virüsü Üretim Projesi” Yardımlarınızı Bekliyor

“Her gün işe, okula gidip gelmekle geçen bir ömür pek sıradan değil mi? Peki ya işe gidip para kazanmak gibi rutin bir hayat yerine hayatta kalmak için her gün savaşsaydınız. Mesela sokağa çıktığınızda sizi yemeye çalışan zombiler gibi bir bela hayatınızın bir gerçeği olsaydı. Dünya daha zevkli bir yer olmaz mıydı?”

Projeyi kısaca böyle nitelendiriyorlar BURADA'ki arkadaşlar. Bir tür zombi virüsü geliştirmek için tahminen 1 milyar pounda ihtiyaç duyuyorlarmış. Şayet kaynakları 1 milyar poundu karşılayacak güce ulaşırsa bu virüsü geliştirip insanların arasına salabileceklerini söylüyorlar. Tabi bu parayı toplayabilmeleri için sizlerin yardımlarına ihtiyaçları var. Eğer proje başarısız olursa paranız iade.
Kan çıkmazsa para yok!
Şu ana kadar 213 pounda ulaşabilmişler. Ancak vereceğiniz desteklerle bu sayı gün be gün artacak. Daha doğrusu onlar öyle olacağını umuyorlar.



16 Şubat 2013 Cumartesi

Gerçek Bir Zombi Saldırısında Yapılacaklar...


Zombilerle 2 türlü mücadele yöntemi vardır. Birincisi kendinizi güvenli bir yere kapatıp yardımın gelmesini beklemek. İkincisi ise beklemekten sıkılanlar ve macerayı sevenler için. İlk yöntem çok daha fazla kullanılmış olsada biz size ikinci yöntemi tavsiye ediyoruz. En azından onurlu bir mücadele ile ölmek her zaman hiç birşey yapmamaktan daha iyidir. Üstelik birinci yöntemin ikinci yönteme göre çok daha fazla riskleri vardır. Peki siz hangi yöntemi tercih edenlerdensiniz?

* Olası bir zombi istilasında yapılacak ilk şey tüm merhamet ve acıma duygularınızı bir kenara bırakmanızdır. Bakkal Dursun amca, kapıcı Mehmet efendi, komşunun güzel kızı yada en kötü ihtimalle ailenizin bir ferdi donuk gözlerle karşınızda garip sesler çıkarıp size doğru sallana sallana ellerini açıp yavaş yavaş yürüyorsa onun bir zombi olduğunun ve tanıdığınız o kişi olmadığının bilincinde olun. Yani o anda karşınızda gördüğünüz, tanıdığınızı sandığınız o kişi ile diyalog kurmaya çalışmak, “gel sen bu zombi olma işinden vazgeç” demek kadar saçma olacaktır. Ya siz onu yok edin yada vicdanınız hala sizi rahat bırakmıyorsa ve bunu yapamam diyorsanız derhal kaçın.
* Yine zombilerle ilk karşılaşıldığında genelde yapılabilecek en mantıklı şeyin arabaya atlayıp kaçmak olduğu düşünülebilir. Arabayı üzerlerine sürüp onları ezip geçme fikri her ne kadar ilk başta iyi gibi görünsede emin olun o arabayla gideceğiniz yol en fazla 3 kilometre hadi bilemediniz yol açıksa 10 kilometredir. Araba ile parçalayıp ezdiğiniz bir kaç zombiden sonra emin olunki illaki bir tanesi ya camdan içeri atlayacaktır yada siz arabayı mutlaka bir yere çarpacaksınızdır. Bir süre sonra kan ve çürümüş et ile sıvanmış ön camı silmeye silecekleriniz yetmeyecektir çünkü. Üstelik benzinin sizi nereye kadar götüreceğide bir muammadır her zaman. Bu yüzden arabayı bir kaçış yolu olarak değil sadece bulunduğunuz noktadan çok uzak olmayan başka bir noktaya geçiş yolu olarak görün.

* Karşılaşabileceğiniz en zor durum, zombiler tarafından ısırılmış bir yakınınızı yada yanınızda bulunan bir kimseyi, O sizi öldürmeden sizin O’nu öldürecek olduğunuz andır. O an geldiğinde hiç olmadığınız kadar soğukkanlı olmalısınız.
* Hiç bir yere kaçamayacakmış gibi düşünün ve mücadele etmekten başka şansınız olmadığı için silahlanın! Ateşli silahlardan önce kesici, delici ve parçalayıcı aletler önceliğiniz olsun. Ateşli bir silah ile ıskalama ihitmaliniz bir samurai kılıcına yada pala’ya göre daha fazladır. Üstelik ateşli silahlarla yanınızdakilerden birini yaralama yada öldürme ihtimaliniz çok yüksektir.
* Motorlu testere oldukça etkili bir silah olup yenlış ellerde bir o kadar tehlikelidir. Olası bir saldırıda, heyecanlanan arkadaşınız tarafından yanlışlıkla ortadan ikiye bölünebilirsiniz. O yüzden kime ne silah verdiğinizin bilincinde olun ve grupta silah & görev dağılımı yapın.
* Ev yada herhangi kapalı bir mekandan dışarıdaki 2-3 zombiyi görüp “nede olsa sayıları az, bunları ya öldürürüm yada aralarından koşar giderim” diye düşünmek en büyük aptallıklardan biridir. Zombiler buz dağı gibidirler. (ilginç bir benzetme) Siz sadece camdan dışarı baktığınızda buz dağının görünen ufak kısmını görürsünüz. Ama dışarı çıktığınızda o 2-3 zombi saniyeler içerisinde emin olun yüzlerce olacaktır.

* Özellikle uzak durmanız gereken yerler. Mezarlıklar, caddeler, otoparklar, bodrum katları, süpermarketler, hayvanat bahçeleri (bütün hayvanlar mutlaka serbest kalacaktır), apartmanlar, parklar ve halka açık tüm alanlar. “Eee başka neresi kaldıki güvenli?” demeyin çünkü öyle bi yer yok zaten!
* Zombiler ilk olarak el, kol, boyun, baş ve ayak bileklerine saldırdığından bu bölgeleri öncelikli olarak koruma altına alın.
* Kendinizi bir eve kapatmak gibi bir hata yapacaksanız eğer hiç değilse kapı ve pencereleri tahta yerine bulabileceğiniz metal, demir levha yada eşyalarla kapatmaya çalışın.
* Kendinizi kapalı bir mekana kapatmaktansa bir binanın çatısına çıkmayı tercih edin. Çatıda farkedilme şansınız daha fazladır. Ama yinede bunun sizi kurtaracağına inanıp kendinizi kandırmayın.
* Kapalı olması gereken bir kapı eğer aralık yada açık kalmışsa içeri sakın girmeyin.
* İmkanınız varsa (ki eminiz olmayacaktır) mümkün olduğunca şehir merkezlerinden uzaklaşmaya çalışın. Dağ, tepe, bayır yada kır gibi alanlarda daha güvende olacaksınız.
* Süpermarketler ve alış veriş merkezleri akıllıca gelebilir ama ne kadar çok kapı ve pencere varsa o kadar sorununuz vardır.
* Ayrıca artık zombiler kırıcı, kesici aletler hatta ateşli silahlar kullanabiliyorlar bunuda hesaba katın kendinizi bir yere kilitlerken.

* Kahramanlık yapmanın hiç bir faydasını değil aksine zararlarını görürsünüz. O yüzden takım olarak hareket etmeye çalışın. Fakat unutmayınki sinirleri bozulmuş bir grup insanla uğraşmak her zaman zombilerle uğraşmaktan daha zordur.
* Fazla merak olası bir zombi saldırısında sonunuz olabilir. Her ses duyduğunuz yere ve her hareket eden şeye merak edipte bakmayın, görmezden gelin.
* Kafası parçalanıp beyni dağılmadığı sürece hiç bir cesedin yanına yaklaşma. Çünkü zombiler çok iyi “gerçekten ölmüş” taklidi yapabilirler.
* Bir zombi tarafından ısırılmış birisi ile hiç bir cinsi münasebette bulunmamalısınız. Çünkü çocuğunuz zombi doğacaktır.

* Başkalarını kurtarmaya kalkışmayın çünkü bunun zararını mutlaka görürsünüz. Kendi canınızı kurtarmaya bakın her zaman ilk önce.
* Son zamanlarınızı hiç değilse eğlenceli hale getirmek için rekabet ortamı yaratın aranızda. Kim daha çok zombi öldürecek yarışmaları yapabilirsiniz. Hem siz eğlenin hem zombi sayısı biraz olsun azalsın.
* Karşınızda size doğru yavaş yavaş ve sallana sallana yürüyen birisine hiç bir zaman “neyin var? iyimisin?” diye sormayın!
* Hayvanların zararsız olduğunu düşünmeyin. Onlarda gayet güzel zombi olabilirler.
* Hepiniz biliyorsunuzdur ama yinede biz tekrar hatırlatalım. Zombileri öldürmek istiyorsanız beynini dağıtmalısınız.
* Çürümüş bir zombiyi henüz taze, kanlı ve güçlü bir zombiye her zaman tercih edin. Çürümüş olanları daha güçsüz ve öldürülmesi daha kolaydır.
* Bir köşeye sıkıştıysanız, kaçacak yeriniz yoksa ve elinizde bir silah varsa hiç düşünmeyin kafanıza sıkın gitsin. Beyniniz dağıldığı için zombiler tarafından yenseniz dahi geri dönüşünüz olmayacaktır.
* Aylarca yetecek yiyecek ve içecek stoğu ile doldurduğunuz tekneniz ile denize yada okyanusa açılmak güvenli gibi gelebilir. Ama zombiler iyi birer yüzücü olamasalarda, çok iyi su altında yürüyebilirler.

* Yapılabilecek en mantıklı şeylerden biriside bir askeri üsse ulaşmanız olacaktır. Her zaman her yerde en güvenli yer askeri üslerdir. Ama hiç bir zaman onlar sizi aramayacaktır, frekansı zor yakalanan radyo mesajları ile sizin onlara ulaşmanızı bekleyeceklerdir.
* Zombileri hiç bir zaman esir alıp onları anlamaya ve eğitmeye çalışmayın, üzerlerinde deney yapmayın. Hiç bir faydası olmayacaktır. Bir zombiye birşeyleri öğretebilirsiniz ama insan eti yememeyi asla öğretemezsiniz.

* Son olarak, bir zombi tarafından ısırıldıysanız eğer karar verme vaktiniz gelmiştir. Bir zombiye dönüşüp insan eti yemenin nasıl birşey olduğunumu merak ediyorsunuz? Yoksa kafanıza silahı dayayıp bütün bu acılara son vermekmi istiyorsunuz?… Karar sizin.
Yine bir başka zombi bilimcimiz Ömer Temizkan’ın bizler için özenle hazırlamış olduğu hayati önem taşıyan önlemler, uyarılar ve dikkat edilmesi gereken husular.
* Elinizde ne tür bir ateşli silah olursa olsun zombilerin karnına, kalbine, bacaklarına ateş edip mermilerinizi boşa harcamayın, aaa ölmüyor dur bi de başına sıkayım demenize gerek yok direkt kafasına sık işte niye riske atıyorsun işi
* Eğer çocuğunuz bir zombi olmuşsa “kıyamam ben ona” diyip bir odaya kilitleyip beslemeye kalkmayın. emin olun eninde sonunda bunu biri farkedecek ve siz çocuğunuzun son yemeği olacaksınız.
* Bu zombiler adı üstünde ölü, yani tamam daha önce insan olduklarını unutup onları hedef tahtası olarak kullanmayın ama zaten olmaları gereken yere gönderdikten sonra gidipte depresyona girmeyin. öldü huzura kavuştu diye düşünün. yaptığınız şey tamamen nefsi müdafadır ve kanunda bile çok büyük cezaları yoktur.

* Sakın olaki ısırıldıktan sonra ısırılan uzvu kesip atmaya kalkmayın. artık iş işten geçti ve zombi olmanıza neden olacak “şey” kanınıza karıştı. ısırılan uzvu kesmek daha çok acı duymanızdan ve cesedinizin yakışıklı olmasını engellemekten başka bir işe yaramaz.
* Ne kadar güzel ve işveli olursa olsun zombi zombidir. ölü seviciliğin anlamı yok. öpüşmeye kalktığınızda diliniz ve dudaklarınız olmadan nasıl görüneceğinizi görmüş olursunuz.
* Genel olarak zombilerin kin tuttuğu gözlemlenmiştir. eğer kötülük yaptığınız bir varsa onun zombi olması durumunda işiniz daha zorlaşmış demektir çünkü o, bir şehir dolusu insanın içinde illaki sizin tadınıza bakmak isteyecektir.

* Evinizde gizli bir tavan arası varsa emin olun orası dünya üzerindeki en güvenli yerdir.
* Bugüne kadar dünya üzerindeki tüm insanların öldüğü ve sadece zombilerin kaldığı hiç görülmemiştir, insanlar tükense de yiyecek çok sayıda hayvan ve börtü böcek vardır. ayrıca tüm bunlar bittiği durumda zombilerin birbirlerini yiyip yemeyecekleri bilinmemektedir. o yüzden “biz bu dünyada olduğumuz sürece onlar aç kalmayacak” diye düşünüp ezik ezik dolaşmaya kendini fazlalalıkmış gibi hissetmenize gerek yok.
* Zombiler son verilere göre artık alet edevat kullanmayı öğrenmektedirler. bilemezsiniz, belki de bu dünya üzerinden kaybolduğumuzda zombiler çok daha gelişmiş bir uygarlık kurabilirler. yani ortadan kalkmamız hayırlara vesile olabilir
* Zombiler komünisttir, birlikte barış içinde din,dil,ırk ayrımı; kişisel mülkiyet olmadan yaşarlar. sadece birbirlerine sadıktırlar. fakat her ulus başkaldırı sırasında birbirine kenetlenmiştir daha sonra birbirlerini yiyebilirler (gerçek anlam, mecaz anlam farketmiyor galiba)

* Her türlü delici, kesici aletleri ve ateşli silahları zombilere karşı bir savaş aracı olarak kullanabilirsiniz. şimdiye kadar plak, balta, kriket sopası, beyzbol sopası, tornavida(zombinin vidalarını mı sökeceğiz demeyin kulağa sokulduğunda çok iyi iş görür), meşale, tabanca, tüfek, el bombası, molotof kokteyli, atom bombası ve hatta helikopter pervanesi kullanıldı. siz de yaratıcılığınızı gösterin yeni şeyler keşfedin.
* Saklanmak için yeraltına girdiğiniğizde istemeden “ölülerle yer değiştirdik ironiye bak artık ölüler yeryüzünde canlılar yeraltında” gibisinden felsefeye yaklaşan muhabbetlerin dönmesine neden olursunuz. emin olun diri diri yenmek bu geyikleri dinlemekten kötü değildir. ilk bunu söylemeye yeltenen biri çıktığında ya onu zombilere atın ya da kendiniz yukarı çıkıp boynunuza da afiyet olsun yazılı bir kağıt asın.

* Yine aynı şekilde alışveriş merkezine sığındığınızda herşeyi yiyip, içip, giyenleri görüp “aslında zombi bizim bitmek tükenmek bilmez tüketim çılgınlığımızı simgeliyor sanki”, ya da zombilere işkence edenleri gördüğünde ise “biz onlarız, onlarsa biz” diyen kişinin zombi olmasına yardımcı olun ve ayaklarını kesin, sürünsün dursun...

Rock N Coke Zombileri İçin Geçerli Yöntemler

Görmek İçin Tıkla!